KEMALİST ATILIM BİRLİĞİ GENEL KURULU’NDAN ÖNEMLİ MESAJLAR

Kemalist Atılım Birliği 15’inci Genel Kurulu’nu yaptı. Genel Kurul’a katılan davetliler, Türkiye’nin dünü, bugünü ve yarını hakkında çok önemli tespitlerde bulundular. Özellikle Mustafa Kemal Türkiyesi’nin tasfiye edilmesi iddialarına değinen davetliler, ülkesi ve milletiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ancak Mustafa Kemal’in yolundan gidilerek yaşatılabileceği noktasında hemfikir oldular.

 

METE İZZET ÖZCANOĞLU
Kemalist Atılım Birliği Genel Başkanı

                                                                                                                                            MUSTAFA KEMAL KİLİT TAŞIDIR…

Mustafa Kemal, koca kubbeleri ayakta tutan bir kilit taşıdır. Bunu bildikleri için o büyük insana saldırıyorlar. Ama Kemalist Atılım Birliği olarak bir kez daha söylüyoruz; ortalığı kimseye bırakmayacağız. Kemalist Atılım Birliği kimseye bağlı değil, arkasında hiçbir gizli güç, sermaye grubu veya yabancı devlet yok. Kimseden beş kuruş para almıyor, bütün bütçemiz arkadaşlarımızın verdiği üç-beş kuruştur. Ama bir söz vardır, “dahili cephe sükut ederse, o zaman ülke bitmiştir…” Biz dahili cephenin sükut etmediğini, Mustafa Kemal’in doğrularını söylemeye devam edeceğimizi haykırmak için buradayız.

İki tane mustafa kemal var. Biri ebediyete intikal etmiş Mustafa Kemal, biri zaman ötesi  Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal’in mücadeleye atıldığı durumlara bakıyoruz, o karanlık günlerde yılmadan mücadeleye başlamışsa, bizler de Mustafa Kemal’e dayanıyorsak bu toplantıları, kongreleri yapmakla mükellef addediyoruz kendimizi. Şayet bu topraklarda müreffeh, laik, demokratik bir hukuk devletinin şeferli vatandaşları olarak yaşamak isiyorsak, Mustafaf Kemal’in fikriyatını, ideolojisini sürdürmek zorundayız. İşte biz Kemalist Atılım Birliği olarak buradayız. Hiçbir şekilde yılmayacağız ve Mustafa Kemal çizgisinden ayrılmadan doğru bildiklerimizi söylemeye devam edeceğiz.

Olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz gerekçesiyle bazı korkular yaşanabilir. Ancak bizlerin korkacak hiçbir şeyi yok. Bir Atatürkçünün hukukun dışına çıkması düşünülemez. Ve bir Atatürkçü kesinlikle darbeci olamaz. Mustafa Kemal’in hayatına bakalım. O en karanlık günlerde bile hayatı halkla, kongrelerle geçmiş. O zor günlerde tüm yetkilerin kayıtsız şartsız kendisine devredilmesi teklifini reddetmiştir. Bu gerçekler ortada iken Mustafa Kemal’i, Atatürkçüleri darbecilikle, diktatörlükle, hukukun dışına çıkmakla suçlamak kadar anlamsız, artniyetli bir yaklaşım olamaz.

Kemalist Atılım Birliği olarak Atatürkçülüğün bugünkü yolunun fikri, özgürlük ve demokrasi yolu olduğunu sürekli ifade ettik. Atatürkçülük bugün fikri özgürlük ve demokrasiyle özdeştir.

Mustafa Kemal, koca kubbeleri ayakta tutan bir kilit taşıdır. Bunu bildikleri için o büyük insana saldırıyorlar. Ama Kemalist Atılım Birliği olarak bir kez daha söylüyoruz; ortalığı kimseye bırakmayacağız. Kemalist Atılım Birliği kimseye bağlı değil, arkasında hiçbir gizli güç, sermaye grubu veya yabancı devlet yok. Kimseden beş kuruş para almıyor, bütün bütçemiz arkadaşlarımızın verdiği üç-beş kuruştur. Ama bir söz vardır, “dahili cephe sükut ederse, o zaman ülke bitmiştir…” Biz dahili cephenin sükut etmediğini, Mustafa Kemal’in doğrularını söylemeye devam edeceğimizi haykırmak için buradayız.

Son dönemlerde Dersim üzerinden bir saldırı başlatıldı. İnönü ve Bayar üzerinden Mustafa Kemal’e yönelik bir saldırıdır. Önce İnönü ile başlatıldı, sonra Bayar’a yöneldi bu saldırı. Tabii Bayar’a yönelik saldırı öyle basit bir olay değil. Altında önemli sebepler var. Birtakım kişilerin Bayar’dan duydukları rahatsızlık var.

Celal Bayar Kimdir?

Bayar hem Mustafa Kemal’in sonuna kadar takipçisi, onu hiçbir zaman yalnız bırakmamış son Başbakanı, hem de Türkiye’de demokrasi mücahiti. Askeri darbelere karşı Yassıadalar’da demokrasiyi sonuna kadar savunmuş bir insan. Bayar’ın bu iki özelliği bazı insanları rahatsız ediyor.

Bunların amacı belli. İnönü ve Bayar gibi Mustafa Kemal’in takipçisi insanları bu milletin hafızasından silmek, mirasını ortadan kaldırmak ve ortalığı boş bırakmak.

Peki amaç nedir? Amaç neidüğü belirsiz birtakım ideolojilere Türkiye’ye teslim etmektir. Ama şunu herkes bilmelidir ki, buna izin verilmeyecektir.

Burada bazı Atatürkçü geçinenlere de seslenmek istiyorum. Bayar’ı, Menderes’i Atatürkçülük adına küçümsüyorlar, eleştiriyorlar. “Atatürk, seni sevmek milli bir ibadettir” diyen birini, demokrasiye geçişin büyük önderini Atatürkçülük adına inkar ederseniz ne olacak? Kimlerle birlik olacağız? Sizler cepheyi büyütüyorsunuz, safları küçültüyorsunuz. Buradan sesleniyorum. Bayar’ı da, Menderes’i de, Atatürk’ü de, tarihimizi de çok iyi tanımamız gerekiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı “Atatürk inkılap ve ilkeleri ile cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı öğrenci yetiştirilmesi” ilkesini kaldırıyor. Peki yerine ne koyacaksınız? Yerine Şeyh Sait’i mi koyacaksınız?  Yerine Seyit Rıza’yı mı koyacaksınız? Yerine Said-i Nursi’ye mi koyacaksınız? Bizleri bir arada tutan tutkal olmayacak mı?

Mustafa Kemal’e saldır, İnönü’yü karala, Bayar’ı yok etmeye çalış, “Kurtuluş Savaşı olmadı” de. Peki ne olacak? Nereye varacak bu iş?

Sayın Fethi Bolayır’ın dediği gibi, “Türkiye Cumhuriyeti masa başında değil, savaş alanlarında kanla kuruldu.” Bu cumhuriyet bizim. Bu cumhuriyeti sokakta bulmadık ve sonuna kadar savunacağız. Kemalist Atılım Birliği sonuna kadar mücadelesine devam edecektir.

***

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
AÜ Hukuk Fakültesi Öğ. Üyesi

                                                                                                    ATATÜRK’ÜN MODELİNİ YIKAMADILAR…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Atatürk’ün devlet modeli ve ilkeleri geride bırakılarak yeni bir devlet yapılanmasına gidiliyor. Bunun örneğini, CIA Türkiye Masası Şefi Graham Fuller “Yeni Türkiye Cumhuriyite” kitabında ortaya koyuyor. Bu kitapta açıkça Türkiye, ılımlı İslam kimliği ile İslam coğrafyasına yönlendirilmek istenmektedir. Çünkü dünyanın merkezinde yer alan İslam coğrafyasının önümüzdeki dönemde Şiilik üzerinden İran’ın, özellikle 2015’ten itibaren ekonomik güç olan Çin’in kontrolüne geçmesini önlemek üzere küresel sermaye ile birlikte Türkiye’nin üzerine çullandıklarını görüyoruz. Amaçları bölgeyi kendi kontrolleri altında tutmak ve bu yeni yapılanma çerçevesinde merkezi coğrafyadaki güçlerini ve etkilerini koruyabilmek için Türkiye’yi istedikleri noktaya yönlendirmeye çalışıyorlar. Ama bunun olamayacağını gördüler.

Kemalist Atılım Birliği’nin bu kongresinin hem birliğe hem ülkemize katkı sağlamasını, faydalı olmasını bekliyorum. Genel olarak Kemalist Atılım Birliği her toplantısında ulusalcı, millici, Atatürk’çü kesimlerin temsilcilerini bir araya getirerek bir platformun devam etmesine gerçekten önemli katkıda bulunuyor. Kendilerini bu yönüyle de kutlamak isterim.

Değerli katılımcılar, Kemalist Atılım Birliği’nin değerli üyeleri, bugün Türkiye gerçekten bir değişim ve dönüşüm içinde. 10 senedir Türkiye’yi yöneten bir hükümet var ve 10 sene sonra bir üçüncü seçim zaferiyle yoluna devam etmek noktasında. Mevcut hükümetin çıkış noktası, Atatürk’e karşı bir çizgiydi. Ve bir parti hükümeti olarak Atatürk’ün devletini yönetirken 10 yıllık süreç içinde çeşitli sorunlarla karşılaşıldı. Bunların da artık geride kaldığını görüyoruz, çünkü üçüncü seçim zaferinden sonra hükümete yakın kaynakların da Atatürk’ün kurduğu devleti yönetme sorumluluğu içinde artık Atatürkçü-dinci kavgasını bir yana bırakarak yeni dönemde dışa karşı Türkiye’nin bir bütünleşme içine girmesini istediklerini görüyorum.

Ama tabii kendi açılarından, kendi çizgilerinden bunu sağlamaya çalışıyorlar. Tabii kendi açılarından bakınca da bir kaydırma operasyonu gündeme geliyor. Yani “ılımlı İslam’dan ılımlı Kemalizm’e geçiş” gibi bir çaba görüyorum. Özellikle seçim sonrası süreçte liberal ve İslamcı yayın organlarında “yeşil Kemalizm, ılımlı Kemalizm, demokratik Atatürk’çülük” gibi tanımlamaları duymaya başladık. Biliyorsunuz son yıllar Türkiye için önemli sorunlarla geçti, TSK’nın pek çok davayla suçlandığını gördük. Ki bunların hiçbirisinin iç dinamiklerden kaynaklanmadığını bir bilim adamı olarak vurgulamak isterim. Bu gelişmeler dış dinamiklerin bu coğrafyadaki hesaplaşmaların bir sonucudur.

Evet, bir oyun geride kaldı. Bugünkü iktidar partisi devletle kavgayı bir kenara bırakarak devleti yönetmek durumunda olduğunu gördü. Biliyorsunuz demokratik yönetimlerde devletler kalıcı, hükümetler geçicidir. Birinci, ikinci defa hükümet olduğunuzda devleti ele geçirmeye çalışırsınız. Ki bugün devleti ele geçirme sürecinin de tamamlandığını görüyorum. Ama bir de şu çelişki var. Devlet kavramı ile hükümet kavramı farklıdır. Hükümetler geçici olduğu noktada, hele üç defa seçim kazanmışlarsa durup düşünmek ve durum değerlendirmesi yapmak zorundadırlar. Çünkü demokrasi devam edecekse, nasıl ki kendileri seçimle gelmişlerse seçimle gitmek durumundadırlar. Ama bugünkü iktidar, seçimleri kazanamadaığı bazı bölgelerde, özellikle İzmir, Diyarbakır, Ankara’nın Çankaya ilçesi gibi yerlerde ağırlıklı seçim kampanyalarına girdiğini gördüğümüzde ister istemez tek parti çabasının öne geçtiğini anlıyoruz.

Değerli arkadaşlar, tek parti rejimi olmaz. Demokrasiler tek partiyle yürümez. Hem ileri demokrasi diyeceksiniz, hem tek parti rejimine dönüştürmek isteyeceksiniz, diğer partilerin kazandığı yerleri ele geçirerek tüm ülkede tek bir partinin bayrağını dalgalandıracaksınız, bu olmaz.

İşte bu süreç içinde yeni anayasa gündeme geliyor. Anayadaki değişmez ilkeler tartışılır hale getiriliyor. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Atatürk’ün devlet modeli ve ilkeleri geride bırakılarak yeni bir devlet yapılanmasına gidiliyor. Bunun örneğini, CIA Türkiye Masası Şefi Graham Fuller “Yeni Türkiye Cumhuriyite” kitabında ortaya koyuyor. Bu kitapta açıkça Türkiye, ılımlı İslam kimliği ile İslam coğrafyasına yönlendirilmek istenmektedir. Çünkü dünyanın merkezinde yer alan İslam coğrafyasının önümüzdeki dönemde Şiilik üzerinden İran’ın, özellikle 2015’ten itibaren ekonomik güç olan Çin’in kontrolüne geçmesini önlemek üzere küresel sermaye ile birlikte Türkiye’nin üzerine çullandıklarını görüyoruz. Amaçları bölgeyi kendi kontrolleri altında tutmak ve bu yeni yapılanma çerçevesinde merkezi coğrafyadaki güçlerini ve etkilerini koruyabilmek için Türkiye’yi istedikleri noktaya yönlendirmeye çalışıyorlar. Ama bunun olamayacağını gördüler.

Bakın 10 senedir Türkiye’de ulusalcılık suç olarak gösterildi. Biliyorsunuz Komünizm Türkiye Cumhuriyeti kurulurken üç ana tehditten biri olarak belirlenmiştir. Diğer ikisi ise bölücülük ve şeriattır. Ama işin en çarpık yanı şudur. Türkiye için en büyük tehdit aslında emperyalizmdir ama emperyalizmi tehdit olarak almamışız, emperyalizmin bize karşı kullandığı Komünizm’i, bölücülüğü ve şeriatı tehdit olarak kabul etmişiz. Ki Komünizm’i getiren Sovyetler’deki komünistler değildir. İşçi sınıfının olmadığı bir ülkede işçi sınıfının devrim yapması mümkün değildir. Komünizm, Batı emperyalizminin bu coğrafyaya girmek için Rus Çarlığı’nın çökmesinden sonra getirdiği geçici çözümdür.

Batı emperyalizmi Komünizm’i geçici çözüm olarak getirirken o dönemde ortaya çıkan Kemalizm’in de geçici olacağını sandılar. Ama Sovyetler’in çökmesinin üzerinden 20 yıl geçmesine karşın Atatürk’ün tezlerinin doğruluğu ortaya çıktı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu çökerken bu coğrafyada Batı emperyalizmine karşı bir tepki oluşmaya başladı. Bu tepkilerin bir kısmı İslamcı kesimlerden, bir kısmı ulusalcı kesimlerden geldi. Yani toplumun her kesiminde Batı emperyalizmine karşı büyük bir tepki oluştu ve örgütlü hale geldi. Mustafa Kemal, bu coğrafyanın jeopolitiğini bilerek, emperyalizmi tanıyarak ve bu gerçekleri görerek ve değerlendirerek bir devlet modeli ortaya koydu.

Bugün bu devlet modelinin devam edip etmemesi noktasında bir kavga yaşanıyor. Yeni anayasa ile bu meseleyi kendi istedikleri şekilde çözmeye çalışıyorlar. Evet, yeni anayasa yeni bir devlet modeli getirecekse bu, Atatürk’ün devlet modelini ortadan kaldıracaktır. Bu çerçevede 10 yıldır Türkiye’yi yöneten iktidar yavaş yavaş ağırdan almaya başlamıştır. Bence Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in anayasa çalışmalarına el koyması ile beraber bu mesele fiilen bitmiştir. Çünkü Türk ve Kürt milliyetçilerinin yer aldığı bir komisyondan yeni bir anayasa çıkmaz. Tek bir anayasa çıkmaz, bu Meclis’ten beş anayasa çıkar. Bunlar AB’nin anayasası, BOP’un anayasası, Büyük İsrail’in anayasası, şeriatçı anayasa, Kürtçü, federasyoncu anayasa olurlar. Peki ulusalcı anayasa ne olacak? İşte burada problem var.

Kavga İslam coğrafyasındaydı ama yavaş yavaş kuzeye kaydı. Kavganın ana merkezi Avrasya’dır. Önümüzdeki dönemde yoğun bir Avrasya süreci yaşanacaktır. Yeni enerji yataklarının ortaya çıktığı Avrasya’da yeni bir yapılanmayla karşı karşıyayız. İşte bu noktada Türkiye kilit öneme sahiptir. Çünkü Atatürk’ün kurduğu devlet Avrupa modelidir ama, aynı zamanda Avrusya’nın da tam ortasında yer almaktadır. Ve Kemalizm bu bölgede bir model olacaktır. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar İslamcı yönetim sistemi model olamayacaktır. Balkanlar, Kafkaslar, Karadeniz bölgeleri Ortadoğu gibi bir İslam coğrafyası değildir. Bu bölgenin halklarının bir kısmı Müslüman olmayan topluluklardan, bir kısmı ise Sovyet döneminde yaşamış ve laikliği benimsemiş Türk kökenli topluluklardan oluşmaktadır. ABD emperyalizminin desteklediği malum cemaat İslam coğrafyasında bile örgütlenemezken eski Sovyet ve Avrasya coğrafyasında boğuldu. Bu şartlar altında siyasi veya dini bir yapılanmanın Türkiye’nin geleceğini belirleyecek bir model üretmesi sözkonusu olamaz. İşte yıkılamayan Atatürk’ün devlet modelinin ve Atatürk ilkeleri olarak belirttiğimiz dünya görüşünün bugün bir kez daha doğruluğu kanıtlanmıştır. Ve Türkiye, Atatürk’ün kurduğu devlet modeliyle yoluna devam edecektir.

İslamcı anayasa hazırlarsanız Türkiye önce Batı Anadolu’dan bölünür. Zaten Balkanlar’daki yeni süreç Trakya’yı elimizden almaya çalışıyor. Ege’deki ve Güneydoğu’daki gelişmelerden son derece rahatsızız. Demek ki katı bir İsmalcılık Türkiye’de birleştirici değil bölücü olmaktadır, artık bunu görmek zorundayız. Güneydoğu’daki Müslüman Kürt kardeşlerimizin kopmasını önlemek için İslam uzun süre kullanılmıştır, bugün de kullanılıyor. Ama yetmez, siz Güneydoğu için İslam’a ağırlık verirseniz Batı Anadolu’yu kaybedersiniz.

Evet, Atatürk’ün modeli uluslararası konjonktürde, dış dinamiklerin çekişmesinde bir kez daha doğrulanmıştır ve haklılığı kanıtlanmıştır. Anadolu coğrafyasında orta boy bir devlet başka türlü ayakta kalamaz. Farklı devlet modellerine girdiğiniz zaman ya Sevr’in önünü açarsıız, ya Suudi Arabistan’a benzeyecek bir Türkiye yaratırsınız, ya da Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırırsınız.

Türkiye’nin yıkılması, ortadan kalkması bu coğrafyada çok ciddi otorite boşluğu yaratacaktır. Ki bu boşluğun 3. Dünya Savaşı’nı yol açması gibi bir tehlike vardır. Bunları gözönüne aldığımızda merkezi coğrafyada barışın korunabilmesi için Atatürk’ün kurduğu Türkiye’nin ayakta kalması ve yeni yapılanmaya Türkiye modeliyle gidilmesi zorunludur.

Sanırım dağılmakta olan AB, gücünü kaybetmekte olan ABD ve dünyaya egemen olamayan küresel sermaye de bunu görmeye başladı.

Türkiye’yi din devletine dönüştürerek meseleyi çözemezsiniz. Ama Türkiye Atatürk’ün geleceğe dönük oluşturduğu bir senteze dayanan devlet modelini koruyarak ayakta kalırsa Ortadoğu ve Kafkasya için bir model olacaktır.

Önümüzdeki dönemde Avrasya süreci yaşanacağı için Türkiye’nin geleceğinde de izlenecek yol Kemalist Avrasyacılık’tır. Dağılma sürecine giren Avrupa hayalciliği ile, gücünü kaybetmekte olan ABD’ye dayanarak, bütün politikaları iflas eden İsrail’le işbirliği kurarak bir yere gidemeyeceğimizi artık anlamamız gerekiyor. Ki, sayın Başbakan’ın İsrail’e meydan okuması ABD’nin Ortadoğu’yu İsrail merkezli yeniden yapılandırması  sürecinin sona erdiği noktadır. O nokta Çin’in ve İran’ın Ortadoğu’ya girdiği noktadır.

 

Evet Çin ve İran Ortadoğu’ya girmiştir. Türkiye ise bölgedeki etkinliğini ve gücünü ABD’nin veya İsrail’in taşeronu olarak değil, Atatürk’ün devlet modeli ile sürdürmek zorundadır. İşte o zaman antiemperyalizmle bilinçlenmiş İslam coğrafyası Atatürk’ün devlet modeli olan Türkiye’yi örnek alabilir.

Biz Ortadoğu’ya ABD veya İsrail gözüyle ile bakamayız. Biz Ortadoğu’ya Atatürk’ün gözüyle bakmak zorundayız. Müslüman bir toplumla laik bir devlet sentezine dayanarak gerçekçi bir şekilde oluşturulan Atatürk’ün bu devlet modeli son on yıldır tüm saldırılara rağmen ayakta kalabilmişse, demek ki güçlü bir yapı var.

Bugün Ankara’nın üç ayrı noktasında Atatürkçüler ayrı toplantılar yapıyor. Eğer aynı gün içinde Atatürkçüler’in üç toplantısı yapılıyorsa, ben bunun tesadüf olmadığına inanıyorum. Değişen koşullarda Atatürkçülük yeniden devreye girmektedir. Ama sakın Atatürkçülük, Kemalizm adına yeni bir 12 Mart, 12 Eylül beklemeyelim. Bir askeri rejim Türkiye’yi bir savaşa sürükler. Bu gerçeği TSK çok iyi bilmektedir. Ki, biz Atkatürkçüler de bunu çok iyi biliyoruz.

Bu gerçekler ortada iken TSK’nın darbecilikle suçlanmasını ve yargılanmasını ben büyük bir çelişki olarak görmekteyim. Çünkü içinde bulunduğumuz konjonktür bölgeye bir savaşı dayatmaktadır. Bu dayatmanın sebebi, ABD’nin üstünlüğünü korumak istemesinden, İsrail’in de bölgede kurumsallaşmasını sağlamlaştırma çabasından kaynaklanıyor. Her iki ülke de isteklerini Türkiye üzerinden gerçekleştirmeye çalışırken Kemalizm’i bölge ülkeleri üzerinde bir silah olarak kullanmak istediler. Ancak başarılı olamadılar. Çünkü Atatürk’ün ordusu bu oyuna gelmedi. Haksız Irak savaşına Türk Ordusu girmedi. Haksız olan İran ve Suriye’ye yönelik bir savaşa Türk Ordusu direndi.

Böyle bir ortamda Dersim’de olayların tırmandırılması tesadüf değildir. Burada Atatürk’ün partisini yönetenleri de emperyalizmin bu oyununa çanak tuttukları için eleştiriyorum.

Türkiye İran savaşında kullanılmak istenirken ana koz Şii-Sünni çatışmasıdır. Bu doğrultuda Suriye’de iç savaş çıkartılmak istenmekte, Suriye üzerinden İran’ın savaşa sürüklenmesi planlanmaktadır. Böyle bir aşamada Türkiye Diyarbakır’la, Güneydoğu ile uğraşırken bir Dersim sorunu çıkartılarak o bölgedeki Alevi yurttaşlarımızın hedef alınması, bölgede bir Alevi-Sünni çatışmasına yol açabilir. Bu tehlikeyi görmezden gelerek devleti kuran partinin bunlara alet olması kabul edilemez. Böylesi tehlikeli süreçte bu gibi emperyal oyunlara alet olunamaz.

Adam Tunceli’den çıkmış, devleti, Atatürk’ü eleştiren bir kitap yazıyor, “ben Atatürk’ün partisinden değilim, Atatürk’e karşıyım” diyor. Ve bu kişi Atatürk’ün partisinde milletvekili yapılıyor. Bu bir emperyal oyunun uzantısıdır.

Emperyal oyunlara alet olmamak için Ankara merkezli ve ulus devlet doğrultusunda politikalarımızı yeniden belirlemek zorundayız.

Ben şuna inanyorum. Evet Türkiye bir Ortaasya kökenli devlettir. Ancak Önasya’daki bir Türk devletinin vatandaşları olarak ayaktayız. Küresel emperyalizm Önasya’da Türk varlığına son vererek Ortaasya’ya geri göndermeyi hereflemiştir. O zaman Atatürk’ün devlet modeliyle Önasya’da var olmaya devam edeceğiz, arkasından Avrasya coğrafyasını Kemalist Avrasyacılıkla kucaklayacağız.

Evet önümüzdeki dönem yeni bir dönem olacaktır ama, Atatürk’ün devlet modeli değişmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti laik bir devlet olarak yoluna devam edecektir. Ama laiklik adına Müslüman tabana da baskı yapılmayacaktır. Yaşadığımız sıkıntıların ana nedeni budur. Müslüman tabanın da bu ülkenin eşit vatandaşları olduğunu hatırlamak zorundayız. Bunları söyleyince adımızı İslamcı Kemalist’e çıkartıyorlar, yok öyle bir şey. Eğer bu devleti laik bir şekilde ayakta tutmak istiyorsak, Müslüman bir topluma sahip olduğumuzu görmek zorundayız. Laiklik ve İslam hiçbir zaman çatışma konusu olmamıştır, olmayacaktır. Atatürk pazar günü kiliseden veya cumartesi günü havradan çıkıp cumhuriyeti kurmadı. Cuma namazından sonra Hacıbayram’dan gelen heyet TBMM’yi açmıştır. Yani Atatürkçülüğü din düşmanlığı olarak göstermek veya “laik devletin İslami tabanı ezdiğini iddia etmek” de emperyal bir oyundur. Bu oyun, Türkiye’nin dağılmasının ve Sevr’e giden yolun açılmasının başlangıcıdır.

Bir gerçeği açıklamak zorundayım. Atatürk bu devleti kurarken Türk Ocakları’nı esas almıştır. Ancak Yukarımızda Sovyetler, Avrupa’da faşist almanya ve İtalya’nın olduğu bir dönemde Türk Ocakları’nın aşırı milliyetçiliğe yönelmesi ile Güneydoğu’dan Kürt Ocakları sesleri yükselmeye başladı. Atatürk bu sesleri susturmak, Türkiye’nin parçalanmasını önlemek için bir devlet adamı olarakTürk Ocakları’nı kapattı. Yani Türkçü arkadaşlarımızın Atatürk’e soğuk olmalarının hiçbir geçerli temeli yoktur. Bugün Türkçü’sü, Atatürkçü’sü bir bütün olmak zorundadır. Önasya’da Türk devletini, türk varlığını kuran kişi Atatürk’tür. Atatürk devlet aklını kullanmıştır. Bu cumhuriyet bir 90 yıl daha yaşayacaksa sözkonusu devlet aklının kullanılmaya devam edilmesi gerekmektedir. Sağda milliyetçilik, solda ulusalcılık ayrışması ile emperyalizmle mücadele etmemiz mümkün değildir.

Anayasamızda Türk milliyetçiliği yoktur. Bunun sebebi Kürt milliyetçiliğine yol açmamaktır. Evet, Türkiye’nin bir Kürt meselesi vardır. Küresel emperyalizm Kürt meselesi ile Türkiye yoketmek istemektedir. Yine yetinmeyecek, Türkler’le de Rusya’yı parçalayacaktır.

Planın ikinci aşaması devreye sokuluyor. Karadeniz üzerinden Hazar Projesi. Biz Yeni Osmanlı hayalleri ile Ortadoğu’ya kilitlenirken Yeni Hazar Projesi gündeme geldi. Kafkasya, karadeniz ve Rusya hedef alındı.

Sonuç olarak devletimizin ve bütünlüğümüzün korunması için oyunları göreceğiz ve tuzaklara düşmeyeceğiz.