“…16’ncı Genel Kurul Atatürk-Bayar-Menderes çizgisinin, milli yapı ile muasır medeniyetin bileşkesinin ortaya konulduğu bir toplantı olarak değerlendirilmeli…”
KAB GENEL KURULU: “ATATÜRK HAKLI ÇIKTI”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti cumhuriyet tarihinin en tartışmalı, en kritik sürecini yaşıyor. Bir yandan üniter yapı diğer yandan milli/muhafazakar kimlik üzerinde karanlık oyunlar oynanıyor. Bu oyunların başarıya ulaşıp ulaşmaması noktasında çok önemli bir faktörün varlığı-yokluğu yaşamsal önem taşıyor: Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalizm.
Bu faktör üç ana eksenin bileşkesini oluşturuyor.
1- Milli/ulusal eksen: Bu eksen “tam bağımsızlık, üniter yapı, cumhuriyet” kavramlarına dayanır. Her üç kavram, bir devleti ve milleti ayakta tutan en önemli yapıtaşlarından biridir.
2- Muhafazakarlık/muassır medeniyet ekseni: Bu eksen, Türk Milleti’nin milli ve dini değerleri ile muassır medeniyet yolunda ilerlemesinin  yapıtaşıdır. Laiklik; din-muassır medeniyet bileşkesinin garantisidir.
3- Demokrasi ekseni: Emperyalizmin Ankara’nın sınırlarına dayandığı ahval ve şerait altında bile TBMM’nin şahsında temsil edilen milli iradeye bağlılıktır.
Bugün gerek bölgemizde ve gerekse küresel çapta yaşanan gelişmeler Mustafa Kemal’in “üç eksen bileşkesinin” önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Afganistan, Irak, Suriye, Rusya gibi ülkeler milli eksenin kayması durumunda ortaya çıkabilen kaosa, muassır medeniyet hedefi olmayan muhafazakarlığın nasıl “kafa kesen” bir şiddete, demokrasinin olmadığı bir yönetimin nasıl diktatörlüe dönüştüğüne örnek oluşturuyor.
Kemalist Atılım Birliği’nin 16’ıncı Genel Kurulu, dünü analiz ederek yarını şekillendirmenin platformu oldu. Kemalist Atılım Birliği’nin Genel Kurulu bir seçim olmanın ötesine geçerek Atatürk-Bayar-Menderes çizgisine, milli yapı ile muassır medeniyetin bileşkesine ulaşmanın yollarının ilan edildiği bir aydınlanma toplantısına dönüştü.
Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmeleri değerlendiren konuklar, tüm dünyaya şu mesajı verdiler: “Atatürk bitmemiş, Kemalizm iflas etmemiştir. Aksine Atatürk’ün haklılığı daha iyi anlaşılmış, küresel sorunların çözümünde Atatürk’ün ve Kemalizm’in tezleri uygulamaya konmuştur.”
***


KEMALİST ATILIM BİRLİĞİ’NDEN DÜNYAYA MESAJ

 

 

“…ATATÜRK' ü Demokratik Cumhuriyete inananların önderi gören herkesi KEMALİST ATILIM BİRLİĞİ’ nin çatısının altına çağırıyoruz …”

 

Kemalist  Atılım Birliğinin 16’ncı Genel kurulu Birlik Üyesi Kırıkkale Üniversitesi Matematik Bölümü Lisans üstü  Öğrencisi Lale IŞIK’ ın takdimi ile Başladı. Lale IŞIK takdiminde;
“Kemalist atılım Birliği’nin 1981 yılında her yaştan, her kesimden, her meslekten vatan severlerce Ankara'da kuruldu. Bakanlar Kurulu'nca Kamu Yararına çalışır Dernek olarak kabul edildi.
ATATÜRK'ü ve KEMALİZM'i istismar edenlere, ettirenlere karşı doğruları ortaya koymak, halkımıza ve özellikle yeni yetişen kuşaklara bu konuda yardımcı olabilmek için çalışıyor.” Dedi.


Lale Işık daha sonra KEMALİST ATILIM BİRLİĞİ’ nin 16’nci Genel Kurulunu açması için Genel Başkan Yardımcısı  Hıdır MOR’ u kürsüye davet etti.
“…Atatürk’ü ve kurucu iradeyi bugünlere taşımak ve yaşatmak için İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın sağ ve sol yelpazede hayata geçirdiği her iki çizgi  yeniden anlamlandırılmalı …”

 

Genel Yönetim Kurulu Üyesi Ve Gen. Bşk. Yrd. Hıdır MOR konuşmasında;
Bölgemiz ve ülkemiz olağanüstü günler yaşamaktadır. Derneğimiz günlük siyasal kaygılar ve mücadeleler dışında, kurucu iradenin yol göstericiliğinde, Atatürk’ün temel felsefesinde sorunların altından kalkılabileceğine inanmaktadır. Siyasi parti ayrımı yapmaksızın tüm siyasi partilerimizi, demokratik kitle örgütlerimizi ve tüm halkımızı kurucu iradenin bayrağı altında birleşmeye çağırıyoruz.
Atatürk döneminin ve onun kuşağının İstiklal savaşımızdan esinlenen gelenekle sağ ve sol yelpazede ortaya koyduğu mirasın öneminin bir kez daha altını çiziyoruz. Aynı önemle değerlendirkemte olduğumuz Atatürk’ün mücadele arkadaşları ve siyaseti emanet ettiği saygın kişilikler olarak İsmet İnönü ve Celal Bayar’ı referans alarak merkez sağda ve merkez solda ortaya koydukları çizginin ülkemiz için ne denli önemli olduğu bugünlerde daha da iyi anlaşılmaktadır. Kurucu iradeyi geçmişten geleceğe ulusumuzu ayakta tutan ve birleştiren, geliştiren ve geleceğe yönelten, birlikte yaşama arzusu olarak değerlendirdiğimizde siyasal anlamda, yani kurucu iradeden gelen sağ gelenekte laiklikten ödün vermemenin, sol gelenekte ise üniter yapıdan ödün vermemenin ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Bundan olayı Atatürk’ü ve kurucu iradeyi bugünlere taşımak ve yaşatmak için İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın sağ ve sol yelpazede hayata geçirdiği her iki çizginin ve adı geçen öncü şahsiyetlerin günümüz gerçekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi ve anlamlandırılması gerekmektedir.


Geldiğimiz noktada Kemalistler ve olarak yılgın ve ümitsiz değiliz. Bir gerçeği yüksek sesle ilan ederiz ki; biz Türkler’in son kurduğu devlet olan Türkiye Cumhuriyeti, yaprak dökse de yenilenerek kurucu iradenin ve Kemalizm’in ışığında sonsuza kadar yaşayacaktır.” Dedi
Daha sonra kürsüye gelen Kemalist Atılım Birliği B Genel Başkanı  Mete İzzet ÖZCANOĞLU;

“…16’ncı Genel Kurul Atatürk-Bayar-Menderes çizgisinin, milli yapı ile muasır medeniyetin bileşkesinin ortaya konulduğu bir toplantı olarak değerlendirilmeli…”

 

 

Biliyorsunuz kapalı yerlerde İstiklal Marşı’nın söylenmeyeceğine dair genelge var. Ama bizler kapalı da olsa açık da olsa her mekanda yüksek sesle, içtenlikle okumaya devam edeceğiz, kimsenin kuşkusu olmasın.


Değerli konuklar, değerli delegeler devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, gazilerimizi ve derneğimizin rahmet-i rahmana kavuşan üyelerini, başta değerli onur kurulu üyemiz, yazar, bilim adamı Gökhan Evliyaoğlu, Kıbrıs Türk cemaatinin önde gelen üyesi Kamil Raif ve yönetim kurulu üyemiz rahmetli Hurin Yavuzalp’i huzurlarınızda saygıyla anmak istiyorum.
Bugün burada dava arkadaşlarımız bulunuyor. Bizi kırmayıp teşrif eden CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğulu , Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Anıl Çeçen, efsane sevcımız Nusret Demiral, Demokrat Eğitimciler sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Erdem Akyüz ve diğer derneklerden arkadaşlarımız aramızda, hoşgeldiniz diyorum.


Salonumuz ne yazık ki istenen dolulukta değil. Geçen yıllarda yaptığımız genel kurullarda bu salonlar insan almıyordu. Bir korku var. Kemalizmin ismini taşıyan bir derneğin genel kurulundan imtina edimesini hem anlıyor hem anlamak istemiyorum. Aslında korkacak bir şeyimiz yok. Atatürkçü hiçbir zaman hukukun dışına çıkmaz. Adı müdafayı hukukla özdeşleşmiş bir liderin yolundan gidenler hukukun dışına çıkabilirler mi? O en zor günlerde Sivas’ta iradeyi milliyeyi, hakimiyeti milliyeyi ortaya çıkaran TBMM ve halkla o en büyük savaşı veren ve Meclis dışında başka bir yol aramayan büyük liderin savunucuları, onun yolundan gidenler hukukun dışına çıkamazlar. Hukukun dışına çıkmayanlar için de korkuya yer olmamalı.


Televizyonlarda, gazetelerde gazeteci, bilim adamı kisveli onlarca kişi çıkıyor Kemalizm’e, Atatürk devrimlerine hakaretler ediyor. Ama bunlara cevap verecek ne TV kanalı ne de insan kaldı. Bazen şu söyleniyor; “hala mı Kemalizm, hala mı Atatürkçülük. Artık bunların modası geçti.” Bize de zaman zaman söyleniyor bu.


Geçtiğimiz günlerde Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun kaldırılıp kaldırılmamasına dair bir anket çalışması çerçevesinde derneğimize de soru soruldu. Yazdığımız cevap yazısında şunu söyledik:
“Nişin Kemalist’iz, neden atatürkçü’yüz? Devam eden tarihsel süreç içinde, 1. Dünya Savaşı sonrasında kanla, ateşle yoğrulan dünyada Türkler’in yeniden ayakta kalabilmesi ve yeni bir devlet kurabilmesi nasıl oldu? Bu sorunun cevabını aradığımızda karşımıza Kemalizm çıkıyor. Biz işte bu yüzden Atatürkçü’yüz.


Atatürk’ü Koruma Kanunu Atatürk’ü korumuyor, o kanun aslında bütün Türkiye’yi, Türk insanını koruyor. O kanun ortadan kaldırıldığı zaman Atatürk’e değil Türkiye’ye zarar geleceği için kanunun kaldırılmasına karşıyız…”
Atatürk’e yapılan saldırının temelinde Türkiye’ye, Türk insanına hatta bölge insanına saldırma hedefi var. O kadar çok yalan, yanlış yayınlar yapılıyor ki, mesela o dönemlerde Afyon’da bir cami yıkılarak yerine Zafer Anıtı yapıldığı söylenir. Yönetim Kurulu üyemiz M. Arif Demirer araştırdı. Çok eski olan camii kendiliğinden yıkılmış. Zafer Anıtı ise cami arazisinin 500 metre ilerisine yapılmış. Adamlar biliyor, Atatürk’ü ortadan kaldırırsanız bu milleti birarada tutan kilit taşı ortadan kalkacak.


Bir başka konu ortaya çıkmaya başladı son zamanlarda. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatından belli bir bölümü alarak kendilerine uyan bir Atatürkçülük modeli yaratma modası başladı. Atatürk’ün bir dönemini alıp diğer dönemlerini yok saymaya kalkmak, Atatürk’e yapılabilecek en büyük kötülüktür.  Yapılması gereken; Atatürk’ün hayatı boyunca evrelerini tanımak, bunların bileşkesini çıkarmaktır.
Cumhuriyet’in 4 kare ası vardır. Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Celal Bayar. Bunları görmezden gelerek Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i anlamak mümkün değildir. Asıl dikkatinizi çekmek istediğim husus, Atatürk’ün özellikle 1935-36’dan sonraki dönemine ait büyük bir karartma olduğunu gözlemliyoruz. Adeta o dönemin anlaşılması, bilinmesi istenmiyor.


1937’de önemli bir durum ortaya çıkıyor. Atatürk eski İktisat Vekili, İş Bankası’nın kurucusu Celal Bayar’a Başbakanlığı veriyor. Bu çok önemli bir durumdur ve 46 sonrası demokrasinin hayata geçirilmesinin de temelidir. Biz diyoruz ki, Atatürk’ün Bayar ile olan iltisakı iyi anlaşılmadığı, iyi ortaya konmadığı takdirde Türk demokrasisini anlayabilmek mümkün olmayacak.


Tabii Bayar’ın kim olduğuna da bakmak gerekir. Bayar ve arkadaşları 1946 ve 50 sonrası neler yapmışlardır? Mesela 1952’de NATO’ya giriş meselesi var. Bugün AB’de olduğu gibi o dönemde de “siz NATO’ya tam üye olmayacaksınız, imtiyazlı ortak olarak gireceksiniz” diyorlar. Sovyet baskısı ve tehdidine karşın Bayar restini çekiyor ve “bizi tam üye olarak almazsanız NATO’ya girmiyoruz” diyebiliyor.
Bir başka örnek. Dönemin Dünya Bankası’nı Türkiye’den kovma gerçeği var. Türkiye’ye kredi vermekte zorluklar çıkaran Dünya Bankası’nın Türkiye temsilcisini Adnan Menderes kovuyor. Milli, haysiyetli çizgiye bakın.


Kıbrıs’ta hala garantör ülkeysek yine o dönemin milli dış politikası sayesindedir.
1950-60 arası Güneydoğu’da tek bir etnik ayaklanma olmuyor.
Ayrıca Rahmetli Menderes’in Türkiye’yi barajlarla, sanayi tesisleriyle donatma hamlesini de unutmayacağız.
1936-37 ve 1946 sonrası iyi araştırıldığı ve bilindiği, Türk demokrasisinin feyz aldığı köklere inildiği takdirde Türkiye ve bölge için çok önemli sonuçların ortaya çıkacağını düşünüyoruz.  Sonuç olarak Kemalist Atılım Birliği’nin genel kurulunun sadece bir seçim olarak algılanması yerine Atatürk-Bayar-Menderes çizgisinin, milli yapı ile muassır medeniyetin bileşkesinin alınabileceği bir genel kurul olarak değerlendirmek istedik.
Son söz olarak; belki fazla bir kalabalığımız yok ama, biliyorsunuz “okyanuslardaki tsunamiler bir kelebeğin kanat çırpması ile başlar” şeklindeki konuşmasını ifa etti.


Bülent KUŞOĞLU – CHP Ankara Milletvekili
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üç önemli özelliği vardır. Bunları hepimizin bilmesi gerekiyor. Zaman zaman unutuluyor bu özellikler.
İlk özelliği tam bağımsızlıktır. Tam bağımsızlık niye önemlidir? O dönemlerde Türkiye’de Amerikan, İngiliz mandasını önerenler vardı sayıları da az değildi. Hatta Kurtuluş Savaşı verenler arasında bile mandayı savunanlar çıkabiliyordu. Bu yüzden o günlerde tam bağımsızlığı istemek, bu ilkeyi yerleştirmek çok önemlidir.
İkinci özelliği ise cumhuriyettir. Çünkü Atatürk’ün önünde bir alternatif daha vardı. Saltanatı devam ettirebilirdi. En önemli silah arkadaşları arasında bile saltanatın devam etmesini isteyenler vardı. Atatürk o şartlarda cumhuriyeti tercih etti.
Cumhuriyetin üçüncü özelliği ise laikliktir. O dönemde hilafet önemli bir güçtü. Bu güce karşın hilafeti kaldırıp laikliği yerleştirmek de çok önemlidir.
“Bugün artık şartlar değişti, Atatürk’ün etkisi de azaldı” diyenler var. Oysa asıl bugün Mustafa Kemal’i bilmeye ihtiyacımız var. Bugün de Atatürk’ün verdiği mücadelenin bir benzerini veriyoruz. Bugün bir iktidar var ve kafasındaki düşünce şu; biz tekrar Osmanlı’yı dirilteceğiz. Osmanlı demek çok uluslu, çok dilli bir devlet demektir aynı zamanda. O büyük devletin içinde küçük otonom devletlerin kurulması demektir. Osmanlı’ya dönüş demek, ulus yapısını bozmak demektir. Tek devleti, tek dili, tek bayrağı yok etmek demektir. Bugün bunun mücadelesi veriliyor. Toplumumuz bu gerçeklerin farkında değil.
Osmanlı’ya benzemek güzel. Üç kıtaya hükmetmek cazip gelebilir. Ama bugün bunu tekrar kurmanın imkanı var mıdır? ABD’yi, Batı’yı arkanıza alacaksınız Ortadoğu’da Irak, Suriye gibi ülkelerden bölümler alarak yeni Osmanlı’yı diriltmeye çalışacaksınız. Bunun için yeterli koşullar var mı? Yeterli ekonomik gücünüz var mı? ABD’nin gücüyle Ortadoğu’da Yeni Osmanlı’yı kuracaksınız. Bir başka devletin gücüyle büyük devlet olunabilir mi, bağımsız olunabilir mi? Bunlar konuşulmuyor. Birileri halkın verdiği destekle bir şeyler yapıyor ama halkın haberi yok.
Ekonomik konulara değinmek istiyorum. Önümüzdeki dönemde yeni bir yapı oluşmaya başladı. Bu yeni yapı özellikle krizlerin, çatışmaların yaşandığı Ortadoğu’da gözleniyor. Arap Baharı süreci Suriye’de sekteye uğradı. Türkiye’nin ve ABD’nin tezleri yenildi, Rusya ve Çin kazandı. Bu mücadele güç dengesinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını gösteriyor. Yani siyasi anlamda yeni bir yapı ortaya çıkıyor.
İkinci olarak ekonomide de yeni bir döneme giriyoruz. Küresel ölçekte bakıldığı zaman son 11 senede dünyada paranın en fazla olduğu dönemi yaşadık. Üretim ekonomis değil  finans ekonomisi izlendi. Bu dönemde Türkiye’ye de tarihinde görülmedik ölçüde para girişi oldu. Ama biz bu parayı yatırıma çeviremedik. Önümüzdeki dönemden itibaren, Mart ayından başlayarak parasal daralma sözkonusu olacak. Özellikle bizim gibi ülkeler para bulmak zorunda kalacak. İşte bu noktada insana yatırım başta olmak üzere üretim ekonomisine yatırımın önemi ortaya çıkacak.
Türkiye’ye özgü farklılıklar da yaşanıyor. Gezi olaylarıyla şöyle bir durum ortaya çıktı. Atatürk’ün de arzu ettiği siyaset üstü çağdaş, Batılı bir gençlik oluştuğunu da gördük. Namaz kılmadıkları halde Cuma namazı kılanları koruyan, çözüm yerine problem doğuran bir siyasete rağmen çağı yakalamış bir gençli bu. Önümüzdeki dönemde yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Toplum yapısıyla, ortaya çıkan çağdaş gençlikle, problem üreten siyasi yapısıyla içiçe geçmiş yeni bir siyasi yapı geliyor.
Bir gerçeği daha vurgulamak lazım. O dönemde ve koşullarda İzmir İktisat Kongeresi’ni yapmışız ve çok önemli kararlar almışız. Düşünün Türkiye’nin nüfusu 12 milyon ve yüzde 80’i köyde yaşıyor, eğitimli insan birikimi savaşlarda yok olmuş. Ve o şartlar altında Türkiye 1923-38 arası yüzde 8 büyümüş. Son İzmir İktisat Kongresi 2013 yılında yapıldı. Alınan hiçbir karar yok. Küresel çapta siyasi ve ekonomik anlamda yeni bir döneme giriyoruz ama hiçbir karar alınmadı.
Kemalist Atılım Birliği’nin bu kongresini çok önemli buluyorum. Bugün salon dolmamış olabilir ama gelecek farklı olacak ve insanlar bazı şeyleri daha iyi anlayacak.


Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN – AÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
Türkiye önemli bir dönemden geçti ve bu dönem geride kalıyor. Dünya ile beraber biz de yeni bir döneme giriyoruz. Yeni dönem önümüzdeki üç seçimle belirlenecek. Yerel seçimler genel seçimlerin önünü açacak, iktidar partisinin alternatifi de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkacak. Yani iktidar partisinin adayına karşı Türkiye bütün halinde destekleyeceği bir cumhurbaşkanı adayı çıkarabilirse Türkiye’de yeni dönüşüm başlayacak.
Türkiye’nin bugün geldiği noktada Kemalizm’i ve Atatürk’ü değerlendirmek zorundayız. Bugün gazetelerde bölücübaşının bir açıklamasını okudum. “Atatürk’ü yeniden Güneydoğu halkına tanıtalım, Hakkari’de Türkçe öğretimine ağırlık verelim” diyor. Güneydoğu’da Türkçe konuşulamıyorsa Türkiye Cumhuriyeti’nin çok büyük hatası vardır. Bütün dünyada Türkçe eğitimi veren cemaatin temsilcileri bana geldi. Onlara şu soruyu sordum; Güneydoğu’da Türkçe eğitimi yapıyor musunuz? Hayır dediler. O zaman Güneydoğu’da Türkçe eğitimi yapmayan bir devletin Kongo’da, Şili’de ne işi var?
Yeni Dünya Düzeni diye yola çıkanlar 25 yıl sonra istediklerini gerçekleştiremediler. Küreselleşmenin meydana getirdiği ABD merkezli bir dünya değil, çok kutuplu bir dünya meydana geldi. Türkiye son 10 senedir açığa çıkan bu durumu görmezden gelemez. 21. Yüzyılda yoluna devam ederken öncelikle bu durumu tespit etmek zorundadır. Bizde öyle bir alışkanlık oluştu ki, bütün görüşlerimizi, önerilerimizi ABD merkezli değerlendirmeye başladık. O dönem bitiyor. Sovyetler’in çökmesinden sonra uygulamaya konan 5 proje iflas etmiştir.
1- Küreselleşme durmuştur, 2- AB durmuştur, 3- BOP durmuştur, 4- Büyük İsrail Projesi tıkanmış, 
ABD ile İsrail’in yolları ayrılmıştır. 5- ABD’nin Avrasya stratejisi sona ermiştir.
Öte yandan Çin ve Rusya bir araya gelerek Batı emperyalizminin Asya’ya girmesine izin vermeyeceğini ortaya koymuştur. İran yeni bir güç olarak öne çıkmıştır. İflas eden bu 5 projenin yerine alternatiflerinin ortaya konması gerekiyor.
Osmanlı’nın çökertilmesinden sonra İngiltere ve Fransa tarafından çizilen bir harita vardır. Bu harita eskimiştir.  Bu haritanın yerine ABD-İsrail ikilisi yeni bir harita çizmek istedi ama yapamadı. Irak’ta başlattıkları girişim Suriye’de geri tepti. Türkiye’nin ve bölgenin başına gelenlerin arkasında bu projeler vardır.
Gelinen noktada Atatürk bitmemiştir, Kemalizm iflas etmemiştir. Aksine Atatürk’ün haklılığı anlaşılmıştır. Atatürk’ün ve Kemalizm’in tezleri bugün yeniden gündemdedir. Laik devlete mesafeli davranan, ulus devlete sahip çıkmayan  bir iktidar son yallarda Atatürkçü dış politikaya dönmek zorunda kalmıştır, çünkü sıfır sorunlu dış politika iflas etmiştir.
Tüm girişimlere rağmen anayasa değiştirilememiştir. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir anayasa değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, 25 senedir tasfiye edilen devletin yeniden toparlanmasıdır. Yeni bir milli idari reformla Türkiye’nin toparlanarak hem ülkesine hakim olması ve hem bölgesinde etkinliğini artırması gerekmektedir. 2010 yılından itibaren ortadoğu’da İsrail merkezli değil Türkiye merkezli gelişmeler meydana geldi. Bunlar güç dengelerinin getirdiği değişmelerdir ama Türkiye kamuoyundan hala gizlenmektedir. Bunlar gizlenmeye devam ederse önümüzdeki dönemde bölgede İran merkezli bir yapılanma oluşacak ve Türkiye ikinci plana itilecek ve değişik tehlikeler başgösterecektir.
Türkiye’nin yeniden Ankara’dan yönetilmesini sağlayarak toparlanmak zorundayız. Çünkü 2030 vizyonu ile yine bizi zorluyorlar. Bu vizyonda Diyarbakır merkezli Kürdistan, Konya merkezli Anadolu İslam Devleti, İstanbul merkezli dünya ticaret devleti var.
Türkiye Cumhuriyeti tarihin kesişme noktasında ortaya çıkan bir devlettir. Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı verildiği için Türkiye ulus devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Evet bir Türk dünyası var ama, Türk milleti olgusu bu tarihsel süreçte Anadolu’da ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Atatürk’ün devlet modeli hem Ortadoğu ülkeleri için, hem Kafkasya ve Avrasya ülkeleri için model olacaktır. Bizim Kemalist devlet modelimiz Batı’nın kapitalist devlet modeli ile uyum içinde değildir. Bizim devlet anlayışımız bir Kurtuluş Savaşı’nın sonunda oluşmuştur.
Yeni dönemde Atatürk modelini sadece ülkemiz için değil bölgemiz için de düşünmek zorundayız. Bölgemizde ya din devleti veya emperyal güçlerin sömürge devleti modelleri ile karşı karşıyayız. Buna karşılık Atatürk’ün ulus devlet modeli hakim kılınmalıdır.


Gürkan AVCI – Demokrat Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı
Atatürk’ün haklılığı düşüncesine yürekten katılıyorum. Atatürk’ün haklılığının, vizyonunun, objektifliğinin, ne kadar basiretli olduğunun bir kez daha ortaya çıkmasının tanığıyız bugün. Atatürk’ün haklı çıkmasının gereği nedir? Atatürk’ü doğru anlatmak, doğru anlamaktır. Bunun gereği de eğitimdir. Eğitim sistemimizin Atatürk’ü doğru anlattığını, Atatürk’ü anlamaya ve sevmeye dönük içeriğe sahip olmadığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda eğitim sisteminde yapılan reformlarını, AB komiserlerinin işgaline bırakılan eğitim sisteminin içler acısı durumunu hepimiz görüyoruz.
Neye ihtiyaç var? Bağımsızlıkçı, halkçı ve özgür, köklerinden kopmamış bir eğitim sistemine ihtiyaç var. Son olarak Türkiye’nin yeniden toparlanmasında ve yapılanmasında Atatürk’ün çizdiği o kadim yolda 33 yaşındaki Kemalist Atılım Birliği’nin katkılarına, tercihlerine ihtiyacımız olduğunu söylemek istiyorum.


Nusret DEMİRAL – E. Başsavcı
Emekli olacağım sırada bütün devlet dairelerine veda ettim. Yabancı misyonlar dahil. UNESCO Türkiye Temsilciliği’ne de vedaya gittim. Beni gıpta ettikleri bir hukukçu edasıysa tanımak istediler, nereli olduğumu sordular. Trakyalı olduğumu söyledim. Nereli olduğumu bir kez daha sorunca, “ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir hukukçuyum” dedim.  Misyonun şefi olan hanımefendi, “size yaptığınız hizmetlerin karşılığı olarak hediye vermek istiyoruz” dedi. Üzerinde Atatürk’ün fotoğrafı olan güzel bir plaket hazırlamışlar. Plakette Atatürk’ün dünya lideri olduğu vurgulanıyordu.  Benim için hediyelerin en güzeliydi, çünkü yabancı ülkeler bile Atatürk’ün dünya liderliği kabul edilmiştir. Bugün dünya lideri olarak seçilen Atatürk için “olsaydı da olurdu olmasaydı da olurdu” yaklaşımlar, erimeye mahkumdur. Aydınlık bir yol var önümüzde. Onun feneri hiçbir zaman sönmeyecek.


Erdem AKYÜZ - Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı
Adında Kemalist bulunan bir derneği yaşatmak ve devam ettirmek bile büyük başarıdır. Bu başarısından ötürü emeği olan tüm arkadaşları kutluyorum. Neden başarıdır? Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde arabasının kaportasında Atatürk’ün fotoğrafı var diye bir sürücüye ceza yazdılar. Fethiye Sporlu futbolcular göğüslerinde Atatürk yazısıysa maça çıktıkları için Disiplin Kurulu’na verdiler. Bu şartlar altında adında Kemalist olan bir derneği yaşatmak başarı oluyor.
Türkiye’de adalet öldü. Adaleti yeniden diriltmek, Kemalist Atılım Birliği gibi Kemalist, laik, cumhuriyetçi derneklerin görevidir. Yakılan bir meşaledir ama yeterli değildir. Kemalist derneklerin, güçlerin birleşerek bu meşalelerin sayısını artırmaları gerekmektedir.


Mehmet Arif DEMİRER
Biz Kemalizm Araştırma Merkezi’nin kuruluşunu yapıyoruz. Buna niye ihtiyaç duyduk? Günümüzde Kemalizm, Başbakan’ın yüzde 50’sinin deyimi ile iflas etmiş durumda. Kemalizm’in tanımı ile ilgili bir tanımı okumak istiyorum.
Cemal Kutay, “Atatürk her sabah Ulus gazetesini okurdu. O gazetede Falih Rıfkı Atay’ın yazısı varsa ilk o yazıyı okur” demişti. Falih Rıfkı Atay’ın 1938 yılındaki başyazılarını taradık. İçinde Kemalizm sözcüğü geçen yazılarından Falih Rıkı Atay’ın sözcüklerinden bir Kemalizm tanımı çıkardık. Tanım şöyle:
“Kemalizm, hedefi zihnitey ve ruh değişikliği olan, başkalarının haklarına saygılı, barışçı, istikrarlı, güvenilir, itibarlı, inanmış bir ideolojidir. Herkes bu nedenle mutlu ve gururlu.”
Falih Rıfkı Atay 29 Ekim 1938 tarihli Ulus Gazetesi’ndeki başyazısında ise, “Atatürk vatanı zaferi ile, milleti inkilapları ile kurtarmıştır” diyor.
Bugünkü Türkiye’de çok ilginç gelişmeler var. Osmanlı’yı ve Hilafeti geri getirmek için çok ciddi çalışmalar var. Bu çalışmaları yapanlardan birine şu soruyu yönelttim; “Osmanlı’nın mirası nedir? Bir bakalım.”
Ocak 1924’te Türkiye Cumhuriyeti Lozan Anlaşması’nın hatıra pullarını bastırmış. Hangi matbaa basmış, Düyun-u Umumiye Matbaası. Osmanlı’nın pul basacak matbaası yoktu. Osmanlı, tüm gelirlerini yabancıların kontrolündeki Düyun-u Umumiye’ye terketmiş, 4118 km demiryolunu yabancı şirketlere “yap işlet” yöntemi ile vermiş, yetmemiş istasyon binalarının tapularını da vermiş. Türk’ün malını taşımak için tarifeleri de bu yabancı şirket belirliyor.
Osmanlı’nın mirasını değerlendirirken yollara da bakmak lazım. Üç kıtaya hakim olan Osmanlı’dan Cumhuriyet’in devraldığı yolların durumu şöyle. 4450 km. şehirlerarası toprak yol. 13.885 km. de stabilize kaplı bakıma muhtaş, kışın geçit vermeyen yol. Motorlu taşıtların kullanabileceği köy yolu ise hiç yok. Yüzde 80 nüfus köyde yaşıyor ama köye motorlu taşıtla gidilemiyor. Kışın ise hiçbir yere motorlu taşıtla gidilemiyor. At sırtında veya kağnılarla hareket edebilen bir Türkiye tablosu var. Osmanlı’nın nesini özlüyorsunuz dediğim zaman cevap veremiyorlar.
Biz Kemalizm’in ne olduğunu, daha önemlisi ne olmadığını ortaya çıkarmak istiyoruz. Ben çok sayıda ülke gezdim. Müslüman olup da Atatürk’ü olmayan ülkeler gördüm. Bunların içinde iki tanesi önemlidir. Birincisi militan İslam İran, diğer yerle bir olmuş Afganistan. Atatürk’ü olmayan ülke yani Türkiye ile Atatürk’ü olmayan ülkeleri kıyaslamak çok önemli. Atatürk’ü olmayan bir ülke daha var ve içinde 350 milyon Müslüman yaşıyor. Bu ülkede demokrasi de var, Atatürk’ü de var. Bu ülke Hindistan.
Sonuç olarak Kemalizm’i herkesten evvel bizlerin çok iyi anlaması gerekiyor.


Ahmet GÖKSAN – Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı
1955’te Rumlar’ın saldırıları sonucu derneğimiz dönemin Başbakanı Menderes’le, Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte bir direnişin temellerini attı. O nedenle burada milli mücadele ruhu hala ayaktadır. Son yıllarda Kıbrıs sözcüğünü ağızlara almak çok zor. Oysa Lozan Anlaşması ile Doğu Akdeniz’de Türk, Yunan, İngiliz dengesi kurulmuştur. İngilizler Rumlar’ı kullanarak 1955 yılında Türkler’in üzerine EOKA’yı saldılar. Bizler teslim olmadık, direndik. Bugün 30 yaşında bir devletimiz var ve bu noktaya gelmemiz kolay olmadı. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasının ve yaşatılmasının kolay olmadığı gibi. Yani bizler aynı mücadelenin birer parçasıyız.
Anavatan-yavruvatan söyleminden vazgeçerek komşu iki Türk devletinden söz etmemiz gerekiyor. Kıbrıs Türkiye için çok önemli bir konumdadır. Atatürk bunu 1937 yılında Antalya’daki bir tatbikat sırasında söyledi. Kıbrıs’ın önemi, Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz yatakları nedeniyle bir kez daha ortaya çıktı.
Türkiye’nin garantörlüğü, Kıbrıs’ta bozulan idari düzeni yeniden tesis etmek olarak algılanıyor. Oysa Kıbrıs’ın çevresindeki yeraltı, yer üstü kaynaklarının da garantörlüğünü içeriyor. Biz Kıbrıs’ta dik durmak zorundayız. KKTC’nin kuruluşunun üzerinden 30, Kanlı Noel’in üzerinden 50 yıl geçti. Bu 50 yıl içinde yapılan değişik görüşmeler var. Bu görüşmelerde bir arpa boyu yol alınmadığını herkesin kabul etmesi gerekiyor. Yeniden görüşmeler başlayacaksa son 50 yılı iyi değerlendirip yeni bir yol haritası belirlemek gerekiyor. Kıbrıs Türkleri barış istiyor, ama barış diye Rum’a teslim olmayı düşünmüyor. Bu barışın Türk askerinin ve bayrağının gölgesinde olabileceğine inanıyor.


Cahit MAAÇ
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten başlayan, Celal Bayar’dan devam eden, Adnan Menderes ve Süleyman Demirel’le bileşkesini hazırladığımız bir yol haritasını takdim edeceğim. 1919 Mayısı’nın 19’unda başlayan bir süreç vardır. Türk Milleti’nin önündeki engelleri kaldıran ve Cumhuriyete kadar gelen bir süreçtir. Atatürk’ün öncülügünde gerçekleştirilen ve dünya tarihinde bir ilk olarak kaydedilen ulusal bağımsızlık savaşı ile bağımsızlığımız elde edildi. Bu kutsal harbin kuvayı milliye komutanı Galip Hocası ise Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, İktisat Vekili, Atatürk’ün son başbakanı Celal Bayar’dır.
2. Dünya Savaşı’nda dünya yeni bir döneme girmiştir. 1946’da Atatürk’ün formüle ettiği temel felsefe demokratik rejime geçiş Celal Bayar’ın liderliğinde yeniden yapılandırılmıştır. “Yeter, söz milletindir” diyerek DP kurulmuştur. 1950 seçimlerinde DP’nin kazanmasıyla 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Adnan Menderes ikilisi, 10 yıllık iktidarları döneminde Türkiye’nin her alanda gelişmesini sağlamışlardır. Ama 1960 darbesi ile yolu kesilen DP artık yoktur.
Söz hakkını millete verenler korkmadılar, 11 Şubat 1961 tarihinde AP’yi kurdular. Bilinen süreçler sonunda 80 darbesi ile AP de kapatıldı. Yine korkmadılar ve DYP’yi kurdular.
Bugünümüze baktığımızda insanlarda bir akıl tutulması yaşandığını, yanlışı-doğruyu ayırtetmenin zor olduğunu söylemek lazım. Atatürk’ü bugün silmeye, cumhuriyeti ortadan kaldırmaya çalışan zihniyet bunu çok güzel işlemiştir. Halkımızı aklı tutulan bir toplum haline getirmeye çalıştılar. Ama umutlar hiçbir zaman tükenmedi, tükenmemeli. Çünkü Cumhuriyet döneminde yoku var eden, efsaneler yaratan Türkiye, gelecekte de genç kuşaklarla bir başka efsane ülke olacaktır.